love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
love etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2013 Cumartesi

Mesela ben bunu yazmamıştım - Intouchables

Şu harika filmi izledim ama yazmaya fırsat bulamamıştım.
Şimdi diyorum ki kesinlikle İZ-LE-YİN!
Böyle eğlenceli, sempatik, dramatik, değişik bir film izlemedim hayatımda. Yani hem güldüm, hem içim cız etti, hem eğlendim.
Şimdi ana karakter Philippe, ve bu adam engelli, yaşadığı bir kaza sonucu boynundan aşşağısı felç kalıyor. Diğer karakter ise (evet zenci olan) Driss. Philippe kendine bir bakıcı aramaktadır, ayrıca çok zengin bir adam bu arada. Evin içinde çalışanları, bir adet maxi sexy sekreter mevcuttur. Bir de ergen minik kızı var. Ben hiç sevmedim o ergeni bu da dip not olsun. Driss ise sadece işsizlik maaşı almak isteyen, fakir semtin gururlu çocuğu. -Fakat bu cümlemde ciddiydim.-
Olaylar Driss'in Philippe'ye bakıcı olmayı kabul etmesi ile başlıyor.


 Bir insan, sevdiği bir insanın hayatını ne ölçüde değiştirebilir? Dostluk nedir? Ya da gerçek sevgi?



Bir de, soundtrack'ler Ludovico Einaudi'den. Yani ben piyano tınısı severim diyenlerdensen kesin izle zaten!
Filmin sonunda mutluluktan ağladım desem yeterince ilgini çeker mi?

Son olarak bu gece saatleri bir saat geri almayı unutmayın :P 

27 Nisan 2013 Cumartesi

İron Man


Film severler herkese merhaba!
Dün izlediğim bir filmden bahsetmek üzere yine burdayım. (Hadi canım :P) Uzun zamandır yazmıyorum ama inanın içim hiç rahat değildi ve aklım hep blogdaydı. Gelin görün ki iyileşemedim. Ruhsal olarak. Kendime Sertab Erener'den İyileşiyorum parçasını gönderiyorum. Her neyse dün kardeşim tutturdu - ya sen insan değilsin insan İron Man 3 gelecek sen hala 1'i izlemedin. Birde blog yazıyorsun gidip entel dantel salak saçma anlamsız filmler izliyorsun izle şunu!! diye kafamın etini yedi. Bende ööeef be tamam dedim. Nasıl isteksizim nasıl bıkkınım, böyle bakıyorum sadece ekrana. Neyse sonra filmin sonunda ki sonundaki tepkim buydu - Hadi ikinciyi de izleyelim! Önce Robert Downey Jr.-yani Tony Stark yani İron Man'in ta kendisi- geldi ekrana. Ben tabi filmle ilgilenmeye başladım direkt. Bizim Robert almış eline viskisini tatlı tatlı şakalar komiklikler yapıyor arabanın içinde, o espri yapıyor ben gülüyorum, ikimizde gayet mutluyuz yani DERKEN silah sesleri, patlamalar, bombalar.


İşte film böyle başlıyor.

Tony Stark, Stark şirketinin sahibi maxi maxi zengin maxi maxi karizmatik ve bir o kadar da eğlenceli bir adamdır. Stark şirketi baya önemli kimyasal silahlar yapar, satar, milyonlarca insanın ölmesine neden olur ve tabii ki milyonlarca para kazanır. İşte paranın nereden geldiğini artık biliyorsunuz. Tony çok çalışkan hatta bildiğimiz inek bir öğrenciyken babası hakkın rahmetine kavuşur, babasının yakın arkadaşı yada amcası mıydı? Filmi çok güzel izlemişim gerçekten. Her neyse zaten bu adam tam bir şeytan, iblis, allah belasını versin. O yüzden dikkat etmemişimdir kesin. Neyse bu kel şahsiyet Tony'ye destek olur. İki ortak Stark şirketini çok güzel yerlere getirirler.



Fakat gün geçmiyor ki insanlar nankörleşmesin, açlaşmasın, gözü hep daha fazlasında olmasın. Bu pislik insan benim Tony'mi kıskanıyor hasetinden çatır çatır çatlıyor ve öldürülmesi için taaa Afganistan evet evet Afganistan'dan seri katiller tutuyor. Şimdi parçalar yerine oturdu değil mi? Eve biliyorum..
Tony'cim canım benim gidip Afganistan'da bir füze tanıtımı yapıyorken bir grup insan tarafından tutsak ediliyor. Bu çatışma sırasında yanında bomba patlıyor ve vücuduna zararlı maddeler giriyor. Uyandığında ise göğsünün tam ortasında demir bir aparat görüyor. Alın size şok. Bu aparat ise onun ölmesini engelliyor. Nasıl mı?? Ne alaka mı?? Onuda izleyince görün. Tony'ye bana füze yap diyorlar, yaptığında seni bırakacağız. Bizim Tony de salak değil. Biliyor öleceğini 3 ay boyunca süren tutsaklık sonrasında kendine demirden bir kostüm yapıyor. Her yeri birbirine katıyor. Kurtuluyor. İşte İron Man böyle doğuyor.

Film neşemi yerine getirdi diyebilirim. 2008 yapımı bir film, bayağı teknoloji kullanılmış yine çekimlerde. Ayrıca içinde hem aşk, hem aksiyon, hem dostluk hemde komedi var. Daha n'olsun? İzlemediyseniz daha önce, şuan izleyesiniz bile gelmediyse, yine de açın izleyin. Pişman olmayacaksınız.
Herkese mutlu hafta sonları :)

30 Mart 2013 Cumartesi

500 Days of Summer

Herkese Selam..

Evet biliyorum bir ahmağım, biliyorum ben hak etmiyorum bu blogun bu kadar okunmasını falan, evet haklısınız uzun süredir yazmadım. Ama bir dinleyin, neden diye sorun.
Yazmadım yazmadım çünkü hem vizelerim, hem işteki yoğunluk, hem ruhsal çöküşüm, hem hastalığım her şey ama hepsi combo olup üzerime üzerime geldiler. Neyse ki şimdi size kendimi affettireceğim.
Bu çok tatlı miniş mi miniş filmi lisedeyken izlemiştim sanırım, neden böyle diyorsun derseniz bilmiyorum, bu hisleri uyandırdı bende. İzlediğim ve çok sevdiğim filmleri bir kez daha izlemekten çok hoşlanıyorum, sorunlu muyum? hayır. Çok mu boş zamanım var? hayır. neden yapıyorum bende bilmiyorum. Romantik komedi sevenler izleyebilir. Romantizmin hastasıyım ama realizmden de kopmamak lazım hacı diyenler mutlaka izlesin derim.


this is not a love story, it's a story about love

Film sıradan hatta sıradan da öte odun bir çocuk olan Tom'un Summer'a aşık olması ile başlıyor. Kızın adı Summer film ismi 500 days of summer dikkat. aynen de o şekilde. Tom'un Summer ile geçirdiği 500 günden söz eden bir film bu. Ben Summer'ın kıyafetlerine aşık olmuştum filmde, zaten kızımız Zooey Deschanel. Kendisine de ayrı bir hayranlığım yok değil. Aynı zamanda güzel renkler, çekim teknikleri, kostümleri gerçekten çok başarılı buldum. Filmi izledikten sonra da Tom'un tepkilerini kendime benzetmedim değil: Summer'dan nefret ediyorum, o iğrenç saçlarından, o kalp şeklindeki doğum izinden nefret ediyorum. Spoiler veriyorsun diye bir kaç tepki aldım. Bu yüzden bu post kısa olsun böyle bakalım. Hayır ben spoiler vermeden nasıl anlatacağım onu da anlamadım ki? Neyse deneyelim bakalım.
Sizde leziz filmi izleyin.


Kendinize iyi bakın, herkese bol bol uyku, kahve, güzel müzik, harika sohbet ve bir sürü güler yüzler!

24 Şubat 2013 Pazar

Factory Girl

Selam Millet,
Şimdi isim Fabrika Kızı olunca bir iticilik yaratabilir, ki bende yaratmıştı ama özünde bu ismin bir açıklaması var. Ve özünde bu film dönüm noktası idi bende.


Konuya hızlı bir girişi isminden başlayarak yapıyorum, fabrika bizim o bildiğimiz fabrikalardan değil. Andy Warhol'un filmlerini çektiği yer. Andy bu eski fabrikayı alıyor kendine göre bir stüdyoya çeviriyor ve filmlerini çekiyor. Evet Andy Warhol dedim. Evet film gerçek bir hikayenin uyarlanması. Ama Andy Warhol'u anlatmıyor, film Edie Sedgwick'in hayatını anlatıyor
.
Film Edie'nin muhteşem şaşalı görünen hayatının gerçek yüzünü gözler önüne seriyor. Peki kim bu Edie? Edie 60'ların kült ikonlarından soyu kraliyete dayanan acayipte parası olan bir süperstar. İşte film Edie'nin bilinmeyen hayatını konu alıyor. Ben bu filmi nereden gördüm de izledim soruna gelirsek eğer, şu videoyu izledim ve çok etkilendim. Bu bir klip mi film mi acaba diye harıl harıl bir araştırma yaptıktan sonra filmi buldum. Bulur bulmaz da izledim ve hayatımın filmi oldu.

Filmin konusuna geçmeden önce oyuncular kimlermiş?
Edie rolünde güzeller güzeli Sienna Miller var. Andy Warhol rolünü ise Guy Pearce üstlenmiş. Ancak bu kadar yakışabilirdi bir insan bir role. Ve filmi deli gibi izleme sebeplerimden en büyük etken Hayden Christensen. Yani namıdeğer Anakin'imiz. Kendisini Star Wars'ta ilk gördüğümde aşık olmuştum. Burada ise Bob Dylan rolünü canlandırıyor. Dylancılar koşun!

Filmin konusuna gelecek olursam, dikkat kendimi kaybedip sayfalarca yazabilirim..
Film şu replikle başlıyor.

60 larda bir kişi beni kendine hayatımda tanıdığım herkesten daha fazla hayran bıraktı. Tecrübe etmiş olduğum bu hayranlık hissi aşkın bir çeşidine muhtemelen çok yakındı. -Andy Warhol

Film Edie'nin bir rehabilitasyon merkezinde kendi yaşadıklarını anlatması ile başlıyor. -1970

Bir keresinde bir partiye gitmiştim ve orada bir falcı vardı. Avucuma baktığında öylece dondu kaldı.

Bende ona biliyorum, hayat çizgim kırık, 30 umu geçemeyeceğimi biliyorum dedim. Şu gülümseyen aile resimlerini bilirsin hani şöminenin üstünde duranlar. Ben onlara bakamam bile, çünkü ne gizlediklerini asla bilemezsin. Bir Life dergisi fotoğrafçısı 'İdeal Amerikan Ailesi'ni' fotoğraflamak için evimize gelmişti. Mutlu ve sevimli görünüyorduk, ama bunun altında gerçek aslında hiçte öyle değildi.

Edie hayatı çok ciddiye alıyorsun kafasında yaşayan, sürekli gülen, güzeller güzeli bir kız. Andy ile bir sergide tanışıyor ve Andy için vazgeçilmez olmayı başarıyor. Andy'nin yanından asla ayırmadığı, beraber filmler çektiği, sürekli övgüler yağdırdığı, herkese süperstar diye tanıttığı bir kız oluyor. New York'ta adından söz ettirmeye başlıyor, dergilerde boy boy fotoğrafları basılıyor. Hayatı harika giden bu kızın tek hatası aşık olmak oluyor.

Film, bir kadının başına daha ne gelebilir ki? sorusunu sorgulatıyor insana. Benim için en önemli noktalardan biri ise Edie'nin onunla gitmemek hayatımda yaptığım en büyük hataydı cümlesi. Hayden Christensen yani Bob dylan -gerçi filmde bu kişinin Bob Dylan olduğundan bahsedilmemiş- Edie'ye sende bundan daha fazlası var olman gereken yer burası değil diyor sürekli. Ama Edie'yi bu hayatın içinden kurtaramıyor ne yazık ki. Bir adam nasıl bu kadar aşık olmasına rağmen o kadını bırakıp gidebilir, onun batışını izleyebilir aklım almıyor. Kendi kendimi yeyip durdum filmde. Ama Bob yapıyor bunu Edie'yi bırakıp gidiyor. Filmde en etkilendiğim sahneler zaten Edie ve Bob arasında geçen sahnelerdi. Bob'un Ediye son sözleri ise şunlardı.

Edie haydi, benimle gel.
Çok korkuyorsun bebeğim. Aslında hiçbir anlamı olmayan her şeyi kaybetmekten çok korkuyorsun. 
Kendine iyi bak bebeğim.

Edie Andy'den nefret edemiyor, onu ve içinde bulunduğu hayatı öylece bırakıp gidemiyor. -Ki bu hayat öyle bir hayat ki ilk öpüştüğün erkek kim sorusuna Fuzzy diye cevap verdiği, babasını komşusu ile yatarken görüp annesine söylediğinde onu bir hastaneye kapattıkları, erkek kardeşinin tercihleri farklı diye onu dışladıkları, o intihar ettiğinde cenazesinde kimsenin ağlamadığı, ve daha bir çok şey. Söylemem gerekir ki Fuzzy Edie'nin babasına verdiği isim.
Hayatının en büyük hatasını yapıyor Edie ve ondan nefret edemem diyor Bob'a. Ve bu çöküş ardından her şeyini kaybediyor.


Hem Edie'nin göz kamaştırıcı ve ne yazık ki dehşet verici hikayesini, hemde Andy'nin Factory'sini anlatan film bence olmuş. Siz de nasıl bir etki bırakacağını bilemiyorum.


Film önerisi mi istemiştiniz?


Herkese Merhaba!

Umarım günleriniz keyifli geçiyordur, eğer çok keyifsizim be Çağla'cım diyorsanız da koşun buraya bu listeyi kaçırmayın. İzlediğim ve etkisinden kurtulamadığım, veyahut çok ağladığım, veyahut çok pis gaza geldim hepinizi vurucam çekilin dediğim filmler işte bunlar.

The Notebook. Bakın bu film insanı hem rezil eder hem vezir. Bu film hem mutlu eder, hem salya sümük ağlatır sizi. Rachel Mcadams ve Ryan Gosling'in başrollerini paylaştığı, zengin kız fakir çocuk aşkından çok daha ötesini anlatan bu güzelliği izlemediyseniz çok şey kaybettiniz.



Avatar. Yoruma gerek yok aslında sinemadan çıktığımda hayatımda gördüğüm en güzel film bu en güzel en güzeli diye bağırdığımı hatırlıyorum. Mümkünse eğer 3 boyutlu izleyin. Filmdeki her şeye aşık olacaksınız. Özellikle de doğaya karşı yapılan eleştiriye. Bu film çok farklı bir boyut. Hayal gücünüzün derinlikleri ve daha fazlası gibi. İnsana insanı, doğayı, her şeyi sevdirmeyi başaran bir film.



The Lord Of the Rings. Bu seriyi 9898898.. kere izlemişimdir. İzlemeyen yoktur herhalde? Zaten her zaman söylerim! İnsanları ikiye ayırıyorum, Yüzüklerin Efendisi izleyenler ve izlemeyenler. İzlemediyseniz ciddi anlamda büyük bir kayıp yaşadınız demektir. Her şeyi geçtim Legonas için izlenir bu film canım!




Dead Poets Society. Lise 2 yada lise 3'tü izlediğimde hatırlamıyorum. Edebiyat hocamın önerisiyle izlemiştim. Bende çok derin izler bırakan bir film. Katı kuralların kol gezdiği bir okulda öğrencilerine özgürlüğü aşılayan tek bir öğretmen vardır, O da Robin Williams. İzlemek için bir sebebiniz daha oldu değil
mi?




Amelie. Amelie = mutluluk, mutluluk = Amelie demek. Bu filmi izledikten sonra pembe gözlüklerimizi takıyoruz. Kendimizi iyilik yapmaya adıyoruz ve bir hafta boyunca relax geziyoruz. Audrey Tautou'nun başrolde oynadığı filmin müziklerini Yann Tiersen yapmış. E daha ne olsun??




The Shawshank Redemption. Veee.. gelelim Esaretin Bedeli'ne. Bal gibi kaymak gibi bir film bu. Tadından yenmez. Imdb top 250 de ilk sırada olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Andy'nin Shawshank hapishanesine gittikten sonra geçirdiği zamanı anlatan eşsiz bir film. Gerçek hayatı gözler önüne serdiği bir gerçek. Çok ince ayrıntılar ve dağlar kadar mesajlar var filmde. Eğer filmi izlerseniz sonunda apışıp kalmak nasıl olurmuş anlayacaksınız.




İnception. Leonardo Dicaprio olurda o film harika olmazmı? İnception bir harika dostum!



Fight Club. Yakında bir sürü repliğini paylaşacağım Bradd Pitt, Edward Norton, Helena Bonham Carter'in başrollerini paylaştığı Chuch Palahniuk'un yazdığı devasa film. İzlemeyen yoktur geçiniz.



Leon. İzlemeden ölmeyin bunu. Natelie Portman burda daha minnacık, ve ayyaş babasının borçları yüzünden kötü adamlar tüm ailesini öldürüyor. Üvey annesi ve üvey ablası umrumda bile değil aslında. Ama minik kardeşi, işte o umrunda. Kiralık bir katil olan Leon'a şunu söylüyor Natelie "ben katil olmak istiyorum." Sting'in Shape of My Heart'ı da bu filmin soundtrack'idir. Buda cabası.




Sweet November. Dilimize Kasım'da aşk başkadır diye çevrilen, Kasım ayını bize sevdiren bu filmde Charlize Theron ve Keanu Reeves başrolleri paylaşıyor. Her ay farklı erkeklerle olan, beraber olduğu erkekleri değiştiren Sara, Kasım ayı erkeğine aşık olur. Ve ortaya Enya - Only Time parçası eşliğinde mis gibi bir film çıkar.



Uykumun gelmesi ve yazma isteğimin önüne geçememekten ötürü bu liste şimdilik bu kadar. Siz bunları bitirin bende daha çok oha! bu nasıl filmdi öyle! li filmler var. Yorumlarınızı bekliyorum.

Dayanamadım yazdım! Vicky Cristina Barcelona


Selam Vicky Cristina Barcelona severler,
Bende bu filme karşı bir takıntı oluştu sanırım, oyuncuların saç ve makyajları, seçilen kostümler, o bohemlik ve rahat tarz. Bir çok Barcelona karesi, etkilendim çok etkilendim!

Etkilendim vol 1 Penelope.
Bu kadına olan sempatim bu filmde daha da artıyor sevgili okuyanlar, filmde hayata bakış açısı bambaşka, sanatçı ve çok aşık bir kadını canlandıran Penelope, hafif dağıtmış olarak çıktı karşımıza filmde. Saçları genelde dağınık, elinde sigarası ve sürekli ispanyolca konuşarak Antonio'yu çılgına çevirmesi benim fazlasıyla hoşuma gitti. Kuralları olmayan özgür ruhlu bir kadın.


Penelope'yi ilk bu sahnede görüyoruz, kıyafetine ve saçlarına yorum yapmıyorum! Bu kadar dağınıklık tek bir kadına yakışabilirdi sanırım oda Penelope!


Sabahlık ve dağınık saçlar yine rövançta.


Ben bu fotoğrafı alıp odama asmak istiyorum! Filmde de Cristina çekiyor bu fotoğrafı zaten. Tek kelimeyle kusursuz.

Etkilendim vol 2 Scarlett.
Bu kadından etkilenmeyen var mıdır? Scarlett rahat bir tarz yakalamış filmde, giydiği kıyafetler genelde ispanyol paça pantolanlar, gömlekler, kot ve topuklu sandalet olmuş. Çokta güzel olmuş. Bakınız.


Bu look'u gerçekten çok ama çok sevdim, peki biz giysek böyle güzel olur mu Çağla'cım diyorsanız, valla Scarlett kadar olur mu bilmem ama deneyelim görelim derim. Geçiniz.


Burada ise kızımız Cristina, Antonio ile romantik bir akşam geçirmeyi planlıyor, ama mide ülseri buna izin vermiyor. Yine Scarlett'in bu sahnedeki çekiciliği, saçlarını dağıtması, dudaklarını sürekli ısırması oyuncuyu çekicilik konusunda tekrar vurguluyor.



Sanatla ilgilenmeyi çok seven Cristina, anlatmak istediği çok şey olduğunu fakat onda bir yetenek olmadığını söylüyor filmde, Maria Elena ise yani sevgili Penelope ona yetenekli olduğunu ve çektiği fotoğrafları sevdiğini söylüyor. Maria Elena, Cristina'ya fotoğrafçılık hakkında bildiği her şeyi anlatıyor, ona karanlık bir oda yapıyor ve beraber çalışıyorlar. Ve filmin belki de en çok ses getiren sahnelerinden biri. Maria Elena ve Cristina karanlık odada yakınlaşıyorlar. 


Etkilendim vol 3. işte yukarıda gördüğünüz bu sahne. Herkese kucak dolusu sevgiler!

Angel-A




İlk filmimiz Angel-A

Son zamanlarda izlediğim ve etkilendiğim filmlerden biri Angel-A. Yalnız dikkat etkilendiğim dedim çok etkilendim demedim! Abartı, mübalağa yapmıyorum. Yaptığım filmler de olacak elbet.. Etkilenmek derken kasıt nedir Çağla? Şöyle efenim; bu film insanı ne şaşırtıyor ne kafasını karıştırıyor ne heyecanlandırıyor, fakat bu film öyle bir film ki sanki hayatı olduğu gibi yansıtmış bize.
İzledikten sonra yüzünüzde bir gülümseme, ruh halinizde depresyondan mutluluğa doğru yöneliş oluşabilir. Şahsen bende yarattığı etkiler bunlar. Sonralıkla film Paris'te geçiyor bu izlemeniz için en büyük faktör bence! yani benim için öyle olurdu.

Filmin Konusuna değinmeden önce oyuncular kimlermiş?

Aman efendim bu resimde gördüğümüz adam şu klipteki esmer adam değil miydi? Evet ta kendisi ismi ise Jamel Debbouze. Kendisi Fas asıllı Fransız bir oyuncu. Jamel'i Asterix ve Oburix filminde de görüp bayağı gülmüştüm. Bu filmde ise yine hareketleri, mimikleri ve doğallığı ile beni benden aldı.
Yine resimde gördüğümüz taş gibi hatun ise (filmi izlemeden önce bu mu taş gibi Çağla'cım diyenler olacaktır aranızda) Rie Rassmussen. Açık ve net söyleyeyim başka da oyuncu yok filmde.

Filmin konusuna gelirsek, işte en sevdiğim bölüm;
Andre, Paris'in yarısına borcu olan, kendi halinde ortalarda dolanan bir dolandırıcıdır. Hapse girmek yerine ölmeyi yeğler. Ve bu düşünceyi kendisine kabul ettirdiği sırada bir köprünün üzerine çıkarak intihara kalkışır. Sevgili Andre kendi çapında son konuşmasını yaparken yalnız olmadığını fark eder ve sol tarafında duran uzun bacaklı, sarışın hatunu görür. Bizdeki tabir ile intihar ederken bile rahat yok allam yarabbim ya! diye söylenirken bu hatun kendini atıverir denize. Andre'de peşinden atlar ve kızı kurtarır. Kahraman olduğunu düşünüyorsanız sakın, çünkü Andre bir kahraman değil üzgünüm. Fakat bu Andre'nin hayatında bir çok şeyin değişmesine sebep olacaktır.
Keyifli bir vakit geçirmek istiyorum, vurdulu kırdılı filmlerden öö geldi ama romantzim uğruna salya sümük ağlamaktan da bıktım diyorsanız, Angel-A sizi bekler.
İzledikten sonra olumlu yada olumsuz yorumlarınızı bekliyorum. Herkese iyi seyirler!!